Türkiye Türkçesinin Özellikleri

By | 05 Şubat 2012

TÜRKİYE TÜRKÇESİNİN SES AÇİSİNDAN BASLİCA ÖZELLİKLERİ

Her dil, kendine göre birtakim özellikler gösterir. Türkçenin dünya dilleri arasinda yazildigi gibi okunan tek dil olduğu söylenir. Bu, diksiyon ve Türkçe fonetik açisindan son derece yanlistir. Çünkü Türkçe de dâhil olmak üzere, hiçbir dil yazildigi gibi konuşulmaz veya okunmaz. Yazi dili ayri, konuşma dili ayridir.

Konuşma dilimize girmiş olan kimi kelimeleri de, konuştuğumuz sekliyle yazi diline dökemeyiz. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki, okullarimizda temel eğitim verilirken, bunun tam tersi öğretilmekte ve bu nedenle çocuklarimiz, daha ilk yillarda konuşma açisindan yanlis eğitim almaktadirlar. Uzunca bir süreden beri devam ede gelen bu yanlis uygulamadan geçerek yetişen çocuklarimizin, kelimeleri doğru, düzgün, söyleyis biçimine uygun kullanan, iyi bir diksiyona sahip bireyler olacagindan söz edebilmek mümkün değildir. O halde bu konuda basta üniversitelerimiz olmak üzere, Türk Dil Kurumu ve Milli Eğitim Bakanligi’na büyük görevler düşmektedir.

Türkiye Türkçesinde ses açisindan en basta gelen özellikler ünlülerle ilgilidir. Bu açidan dilimizde, ünlü benzeşmeleri veya ünlü uyumlari dediğimiz ses eğilimleri, kendine özgü birçok ses ve biçim olaylarini ortaya koymaktadir.

Her dilde olduğu gibi, Türkçede de kendine özgü bir ses dizimi vardir. Ses dizimi ya da phonology; bir dilde anlamli seslerin birbiri ardina dizilerek, bir hecenin veya kelimenin olusmasi sirasinda nasil çikarilmasi gerektigini, seslerin nasil bir dizilimle pes pese geldigini, birbirlerini nasil etkilediğini ve sesler arasindaki değişim kurallarini inceler.

Her sesin belli çikak yeri vardir ve bu çikak yeri her dilde değişebilir. Ünlü ve ünsüzlerin çikak yerlerinden ileride uzun uzun söz edeceğim, ancak burada yeri gelmişken sunu ifade etmek gerekir:

Ünlü ve ünsüzlerin ayri ayri çikak yerlerini dikkate aldigimizda, konuşma sirasinda bu çikak yerlerinin önce veya sonra gelen seslerin birbirlerini etkilemelerine neden olduğunu görürüz, iste yazildigi gibi okumaya çalisacak olursak bu çikak yerlerinin suni olarak etkilendiğini fark ederiz. Dolayisiyla yazildigi gibi okumak bazi seslerin okuma sirasinda çikak yerlerinin zorlama ile olusturulmasi demek olur ki, bu da son derece yanlistir. Fonetik kurallari yok saymaktir. Konusmayi zorlastirmak, konusmanin müzikalitesini, ezgisel yapisini bozmak demektir.

Ses benzeşmelerinin en önemlisi ünlü uyumlaridir ve Türkçenin ilk halinden bu yana ayni biçimde devam ede gelmiştir. Günümüzde kullandigimiz bazi kelimelerin ilk hallerine bakildiginda, ayni uyum biçiminde olduklarini görürüz. Hattâ halk agizlarina dönük bazi eserlere baktigimizda, ünlü uyumlarinin halk dilinde, yazili dile oranla daha da etkin ve baskili olduğunu görürüz.

Dilimizdeki ünlü benzeşmeleri, Türkçe kelimelerde olduğu kadar, Türkçemize disaridan girmiş bazi yabanci kelimelerde de, ayni biçimde görülmekte veya dilimize girdikten sonra ünlü uyumlari yapilarak yeni bir kullanis sekline dönüştürülmektedir.

ÖRNEK:

Moteur Fr.(Motör), bugün okunuş sekli (Motor) , Docteur Fr. ( Doktor), bugün söyleyis biçimi (Doktor)

Dildeki baslica değişmeler, ünlü ve ünsüzlerin benzeşmeleri konusunda olmuş, bazi yabanci kelimeler de ayni eğilimin sonucunda dilimizin ses düzenine uydurulmuştur. Benzeşmeler sadece ünlüler arasinda değil, ünsüzler arasinda da görülmektedir. Türkçemizdeki ünsüz benzeşmelerinde, öncelikle köklere ve gövdelere getirilen eklerdeki ünsüzlerin, getirildigi kök ve gövdedeki ünsüzle ötüm yönünden olan uygunlugu söz konusudur. Bir bakima, dilimize yabanci kelimelerin çok fazla girmiş olmasi ve bunlarin Türkçenin söyleyis özelliklerine uydurulmasi, Türkçeyi benzeşme olaylarinin en çok görüldügü bir dil haline getirmiştir. Bunda, önemli olan bir başka faktör de, mensubu olduğumuz Altay dil ailesinde, birden fazla ünsüzün kelimenin basinda bulunmayisi, yani ünsüz yigilmasi görülmeyisi ve bu ünsüz yigilmalari nedeniyle, ünsüzlerin aralarina ünlüler almalaridir diyebiliriz. Bütün bunlara, Türkçenin ses açisindan çok farkli özelliklere sahip olmasi neden olmaktadir. Ayrica sunu da belirtmek gerekir ki, Türkçe kelime birleşmelerine son derece yatkin bir dildir. Çoğu zaman birden fazla kelimeyle bir kavram adlandirilmak istendiğinde ortaya çikan kelimelerin sayisi, Türkiye Türkçesinde bir hayli yüksek rakamlara ulasir. Yapilan bir arastirmadaki sayim, bu bileşiklerin, Türkçe kökenli sözcüklerin yaklasik beste birini oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Dil bilimciler, hangi dilde olursa olsun ses özelliklerinin çeşitliliğini incelerlerken, genellikle bu çalismalarini bir kaç ana baslik altinda toplarlar. ( Prof. Dr. Doğan Aksan )

Birincisi: Söyleyis tarzi, seslendirmedeki nitelikler ve gösterdigi gelişime göre (Ses bilim- phonetics-)

ikincisi: Seslerin ve bunlarin bileşimlerinin anlam ayirici özelliği olup, olmamasi. (Görevsel ses bilim-phonology)

Ancak, bir üçüncü özellikten de söz etmek gerekir. Bu da ses birimlerin bir araya geliş yollari, yani seslerin yan yana gelişleri ve birlikteliğidir. Buna PHONOTACTICS – SESLERİN YÖNLENDİRİLMESİ adi verilir.

Görevsel ses bilim ( phonology) den söz ederken, seslerin anlam ayirici özelliklerini arastiran bir bilim dali olduğunu belirtmiştim. Buna göre, bazi ses birimler tek baslarina bir anlam ifade etmemelerine rağmen, anlam ayirt edici ses birimi olarak görev yaparlar.

ÖRNEK:

I-B-Ç-D-N gibi seslerin kendi baslarina bir anlami olmadigini görmekteyiz.

Ancak, başka ses birimleri ile ve belli bir diziliş sekline göre anlam ifade eder duruma gelirler.

ÖRNEK:

IP – IT — IZ , BU- BUZ – BUT , ABA , ÇAP-ÇOK-ÇIM , DAL – DOL – DİK , NE – ÖN – NEM

Bazi ses birimlerin tek baslarina da görev üstlendiklerini görmekteyiz. ÖRNEK:

N , S , S , Y ünsüzleri gibi.

Bu ünsüzlerin biçim birim olarak görevleri olmamasina rağmen, dilimizde ünlü ses ile biten bir kök kelime, ünlü sesle başlayan ek aldiginda, araya girerek bir işlev kazanirlar. Ancak, burada sesler arasindaki etkileşimden ve zaman içerisinde değişiminden de söz etmemiz gerekir. Zira dil yasayan, gelişim ve değişim gösteren canli varlik gibidir. Bu değişim ve gelişim belli kurallar içerisinde olmaktadir.

Bazi kelimelerin yerlerini yeni kelimelere biraktiklarini, kullanilmadiklarini görürüz. Hattâ zaman içerisinde yok olurlar. Ayrica, kültürel, teknolojik ve bilimsel gelişmeler nedeniyle de yeni kelimelere ihtiyaç duyulmaktadir. Böylelikle ortaya yeni kavramlar ve yeni kelimeler çikar. Kelimelerin ses açisindan yasam boyu ayni kalmadiklarini, belli kurallar içerisinde değişim gösterdiklerini, bunun da bir sesin yerini başka bir sese birakmasi seklinde meydana geldigini görmekteyiz.

Ses değişmeleri baslangiçta genellikle konuşma dilinde olmakla birlikte, zaman içerisinde yazi diline de geçtigi görülmektedir.

Örneğin; dilimize ilk girdiginde kimi kelimelerin ilk seslerinin ” t ” olarak sesletilmesine rağmen, bu gün değişime uğrayarak ” d ” sesine dönüştüğünü görüyoruz.

ÖRNEK:

tilek / dilek , temir / demir , tösek / döşek , telik / delik , teniz / deniz tiken / diken , tökmek / dökmek , til / dil gibi…

Bunun yani sira, ” d ” sesinin ” t” sesine dönüştüğü örnekler de vardir.

ÖRNEK:

depe / tepe , das / tas , dutmak / tutmak , duz / tuz gibi…

Türkçede en çok rastlanan ses değişmelerinden biri de ” k ” ünsüzünün ” g ” ünsüzüne dönüşmesidir.

ÖRNEK:

keyik / geyik , köz / göz , kitmek / gitmek , körmek / görmek , keçme / geçme kelmek / gelmek gibi…

” m ” ünsüzü ile ” b ” ünsüzü arasinda da değişiklikler görülmektedir. ÖRNEK:

men / ben , menzi / benzi , menek / benek , min / bin gibi…

” g ” ünsüzü ile ” v ” ünsüzü arasinda da, konuşma dilinde çok siklikla rastlanan değişiklikler görmekteyiz. Bunlarin bir kismi dilimize ilk girdigi andan itibaren bu değişikliğe ugramis ve yazi diline de aynen geçirilmiştir. Bu şekilde dilimize girer girmez değişikliğe uğrayan bazi kelimelerin telaffuzu sirasinda Türkçenin müzikalitesini de bozmadigini biliyoruz. Ancak her kelimede gerekliymis gibi yapilan ve çoğu kez bir agiz veya söyleyis bozukluğu olarak rastlanilan “G” ile “V” arasindaki bu değişikliklerin son zamanlarda yazi diline geçirildigi de görülmektedir ki, bu doğru değildir. Çünkü bu kelimelerdeki ses değişikliği, Türkçenin güzel müzikal yapisinin olumlu değil, olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaktadir.

Dilimize ilk girdigi anda ses değişiminin görüldügü kelimeler: ÖRNEK: taguk / tavuk , gügerciıı / güvercin gibi…

( Örnekler: Ses Bilimi ve Diksiyon, Eser Güler- Mehmet Hengirmen, Engin Yayinevi 1 .baski /     Temmuz 2005)

Dilimize girdikten uzun zaman sonra ses değişiminin görüldügü kelimeler:

^             ÖRNEK:

sögmek / sövmek , dögmek / dövmek , kogan / kovan , ögünmek / övünmek öğün / övün gibi…

Konuşma dilimizde belki böyle söylenmesi bir agiz veya sesletis bozukluğu olarak kabul görebilir ama sonradan yazi diline de bu şekilde geçirilmesi ve herkesin bu şekilde konuşmaya zorlanmasi doğru değildir.

Bu görüşümü burada bir kez daha tekrar etmek isterim. v ^       (Bu konuda daha geniş bilgi için G ünsüzünün anlatildigi bölüme bakiniz.)

Ses değişmeleri sadece ünsüz seslerde görülmemektedir. Ünsüzlerde olduğu gibi ünlüler ^     arasinda da ayni şekilde değişmeler görülebilir. Bu değişime, boğumlanma sirasinda ünsüzlerin,

ünlülerin çikak yerlerini etkilemesi neden olmaktadir. Ancak bunlar, kimi yerlerde kullanilan agiz veya sesletis bozukluğu olarak kabul edilmelidir.

Simdi önce Türkiye Türkçesinin temel seslerini ve sonra da bunlarin çikis yer ve biçimlerini görelim.

Kalin ve art ünlü olan ünlülerin basina ve sonuna gelen ” L ” ve ” K ” gibi ünsüzlerin kalin biçimde sesletildikleri halde, önüne veya sonuna ince sesletilisli ünlülerin gelmesi halinde, sanki ince sesletilisli ” L ” ya da ince sesletilisli ” K ” sekline dönüştüklerini görürüz. Bu durumda sadece ” K ” ünsüzünün bile çok sayida sesletilis biçimi olduğundan söz etmek mümkündür. Fonetik penceresinden bakildiginda dilde ” K ” ünsüzünün on alti değişik sesletis biçiminden söz edebiliriz.

Bunlardan bazilarini örnekleyecek olursak: »     1- Dudaklarin yuvarlak oluslarina göre ayrilan “K” sesleri:

köy , koy , küt , kür , kum gibi…

2-            Dilin damağa değdiği yere göre çikan “K” sesleri: Kis , kiy , kes , ker , kal , kas , kim , kir gibi…

3-            iki kümede bulunan “K” seslerinden sertlik ve yumusaklik açisindan ayrilanlar: sek , dik , tik , sik , bak , tak gibi…

4-            Bir taraftan sertlik ve yumusaklik açisindan ayrilirken, diğer taraftan da dudaklarin durumu bakimindan ayrilan “K” sesleri: sök , dök , sorduk , soktuk , tok , yok gibi…

Ancak bunlardan daha ayrintili olarak tanimlanan “K” sesleri de mevcuttur. (Ömer Demircan, Türkçenin ses dizimi, DER yayinlari 2001)

Ses dizimi üzerinde yapilan çalismalar sonucu, dilin yazili hale gelmesiyle birlikte, her dil kendine ait bir alfabe oluşturmuştur. Böylece her anlamli sesin tek işaretle belirtilmesiyle de, 1880 yillarinda ilk kez sesbilim kavrami ortaya atilmistir. Önceleri 33, bugün 29 sesin işaretleri ile belirtildiği “Yeni Türk Alfabesi” nin kabulü ise, 1928 yilinda olmuştur.

Türkçenin temel seslerinin özelliklerini tek tek incelemeye başlamadan önce, seslerin yönlendirilmesinden, yani “phonotactics “den de söz edelim.

Dr. Attila SARIKAYA

 

Category: Genel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir